Sektörün önde gelen şişeleme, satış ve dağıtım şirketlerinden biri olan ve bugün Türkiye’nin yanı sıra 9 ülkede faaliyet gösteren Coca-Cola İçecek A.Ş., BT yönetiminde merkezileşme projesinin bir parçası olarak terminal sunucularını, dosya sunucularını ve e-posta sunucularını IBM BladeCenter ve TotalStorage çözümleriyle konsolide etti. IBM Çözüm Ortağı ComPro ile işbirliği halinde yürütülen proje, konsolidasyonun getirdiği verimli kaynak kullanımı ve yönetim avantajlarının yanı sıra etkili bir felaketten kurtarma sisteminin kurulmasına da yardımcı oldu.

“IBM BladeCenter sunucuları ve TotalStorage ürünleriyle gerçekleştirdiğimiz bu proje hem sunucu yönetiminde bize esneklik kazandırdı, hem de tasarruf sağladı. Sunucularımızı yönetebilirliğimiz artarken atıl kapasiteleri de tek bir havuzda toplayarak değerlendirebilir hale geldik. Tasarruf ettiğimiz kapasitenin kaynak maliyetini de üzerine eklerseniz, doğrusal değil geometrik olarak artan bir fayda söz konusu.”
GÖKHAN KIPÇAK
Bilgi Sistemleri Grup Direktörü
Coca-Cola İçecek
COCA-COLA İÇECEK SİSTEM ANALİSTİ VE INTEL SUNUCULAR SORUMLUSU İBRAHİM TÜRK
“Bu proje kapsamında bugün hem felaketten kurtarma sağladık, hem de sistemlerin sürekliliğini sağladık. Sadece deprem, yangın, sel gibi felaketlerde değil, herhangi bir kesintide diğer noktadaki sistemimiz devreye giriyor ve kullanıcılarımıza kesintisiz hizmet almaya devam ediyor. Çözüm ortağımız ComPro ile gerçekleştirdiğimiz tasarım, IBM çözümleri ile oluşturduğumuz bu yapı üzerine oturdu.”

Coca-Cola sisteminin önde gelen şişeleme, satış ve dağıtım şirketlerinden biri olan ve İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'nda işlem gören Coca-Cola İçecek A.Ş., Türkiye’nin yanı sıra Güney Avrasya ve Orta Doğu'yu kapsayan bir coğrafyadaki 9 ülkede, çeşitli iştirakleri aracılığıyla faaliyet gösteriyor. Gazlı İçecek ve giderek genişleyen bir Gazsız İçecek (meyve suları, sular, sporcu içecekleri, buzlu çay) ailesi de dâhil olmak üzere, belirli pazarlara zengin bir içecek yelpazesi sunan Coca-Cola İçecek’in faaliyet gösterdiği pazarların tümünde sattığı başlıca markalar arasında Coca-Cola, Coca-Cola light, Fanta ve Sprite bulunuyor. Bilgi işlem altyapısında IBM’in BladeCenter sunucularını ve TotalStorage depolama ürünlerini kullanan şirketin Bilgi Sistemleri Grup Direktörü Gökhan Kıpçak, Sistem Analisti ve Intel Tabanlı Sunucular Sorumlusu İbrahim Türk, şirketin çözüm ortağı ComPro’nun Sistem Destek Müdürü Hakan Yıldız ve ComPro Proje Müdürü Cihan Başmara ile görüştük.
Coca-Cola İçecek’in bilişim altyapısından ve bilişim organizasyonundan söz eder misiniz?
GÖKHAN KIPÇAK: Bilişim altyapımızda eskiden beri IBM’in ürün ve çözümlerini kullanıyoruz. Sadece terminal sunucularımız değil Veri Merkezimiz de (Data Center) IBM sunucular üzerinde ve tamamen IBM’e outsource edilmiş durumda. Yine ERP sunucularımızın tamamını ve Intel tabanlı sunucularımızın yarısından fazlasını IBM’e outsource etmiş durumdayız. Aldığımız hizmete sadece sunucu kutularının kiralanması değil, yönetimi de dahil. Bu çözümleri mümkün olduğunca toplu halde almaya çalışıyoruz ki farklı platformlar, karmaşık ortamlar oluşmasın. Tabii IBM’in maliyet avantajı ve çözüm sunuşu da bizi cezbeden önemli özelliklerden bir tanesi. IBM’e outsource edilenler dışında ise Türkiye’de 11 lokasyona dağılmış Intel tabanlı sunucularımız var. Terminal sunucularla birlikte dosya sunucusu ve e-posta programımız olan Lotus Domino’yu bu lokasyonlarımızda kullanıyoruz. Ayrıca her lokasyon kendi ihtiyaçlarına bağlı olarak yedeklemeden başlayarak birtakım yönetsel araçlar kullanıyor.
2006 yılı sonunda Türkiye’deki BT Grubumuz 30 kişilik bir ekipten oluşuyordu. Bugün 2008’de eklenen Pakistan ile birlikte Güney Avrasya ve Orta Doğu’da 10 ülkeyi barındıran bir şişeleyici olarak tüm bölgelerimizdeki BT personeli sayısı 110 kişinin üzerine çıktı. Bu hızlı büyüme — yönetimde daha merkezi hale gelme ve merkezileştikçe büyüyen ölçekten gelen faydaları yakalama felsefemize paralel olarak — bizi merkezi yönetime ve daha büyük ölçeklerde çalışmaya yöneltti. Bugün BT Grubu olarak stratejilerimizi İstanbul merkezimizden belirliyoruz, birçok taktik kararı burada alıyoruz, ancak yönetsel açıdan hibrid bir yapıya sahibiz: Ülke organizasyonları bulunuyor ancak tamamen bizim ortaya koyduğumuz çözümleri uyguluyorlar.
Sunucu konsolidasyonu projeniz de merkezileşme felsefenizin bir parçası mı?
GÖKHAN KIPÇAK: Evet. Her şeyi merkezden yönetmek gibi bir felsefemiz var. Temel sebeplerden biri bu. Ayrıca ölçeğimizin çok büyümüş olması bize birtakım fırsatlar sunmaya başladı; daha küçük bir organizasyonda, daha küçük ölçekte yapamadığımız bazı şeyler, birlikte çalıştığımız küresel çözüm ortaklarıyla birlikte yapılabilir hale geldi. Bu projedeki hedeflerimizden bir diğeri ise, önceki yapımızda her bölgede birer sunucu tutarken, bunları İstanbul ve Ankara’da iki noktada merkezileştirip sıcak bir Felaket Kurtarma Merkezi (Disaster Recovery Center) kurmaktı. Daha önce tüm bölgelerde Felaket Kurtarma Merkezi yoktu. Bunların tümüne birbirini yedekleyen iki noktadan hizmet vermek en büyük fayda beklentilerimizden biriydi. Bu kararı destekleyen en önemli etkenlerden biri ise 2008’de telekom altyapımıza yaptığımız ve halen süren yatırım oldu. Her noktamızı fiber-optik kablo ile birbirine bağladık. Telekom altyapımızdaki iyileşme de aslında bu yapıyı daha sonra genişletebilmemiz için bize güzel bir fırsat verecek. Burada Terminal sunucuların konsolidasyonu ile işe başladık ama daha sonra Lotus Domino sunucularının konsolide edilmemesi için hiçbir sebep yok. Tabii ölçek büyüdükçe, kurduğunuz daha büyük yapıya sahip sunucuların birim maliyetleri, küçüklere göre çok daha avantajlı hale geliyor.
İBRAHİM TÜRK: Buradaki ihtiyacın nasıl doğduğunu anlatmak gerekirse, Dudullu’daki merkezimizde hızlı bir büyüme oldu. İnsan sayısının artmasından dolayı mevcut sunucularımızın kapasitesi yetmemeye başlamıştı; kapasite kullanımında %80-90’lara gelmiştik. Bu ihtiyaçla birlikte altyapıya yapmış olduğumuz yatırımın yanı sıra bölgedeki dağınık yapıdaki sunucularımızı da bir noktada konsolide etmek istedik. Uzak lokasyonlardaki sunucuların yönetimi ve bakımı gerçekten zor. Her lokasyonda yaklaşık 70-80 kullanıcı bu sunucular üzerinde çalışıyor. Hem dosya sunucusu, hem terminal sunucu, hem de e-posta sunucusunu tek bir merkezden yönetmek, şirket verilerini tek bir merkezde toplamak, arka planda bu verilerin yedeklenmesini merkezi olarak sağlamak, böylece sunucu yönetimini kolaylaştırmak ve daha önemlisi daha etkin bir felaketten kurtarma sistemi oluşturmak hedefimizdi. Farklı lokasyonlardaki sunucularımızın yedekleri bulunuyordu ancak bu sunucularda bir sorun çıktığında gerekli insan desteğini sağlayarak sunucuları ayağa kaldırmak 1 günü buluyordu. 11 lokasyonumuzun olduğu dikkate alınırsa, bu bizim için önemli bir problemdi. Bu proje kapsamında bugün hem felaketten kurtarma sağladık, hem de sistemlerin sürekliliğini sağladık. Çünkü felaketten kurtarma dendiğinde akla ilk olarak yangın, deprem, sel gibi felaketler gelse de, sunucularda çıkan her tür sorun, örneğin telekomdan kaynaklanan kesintiler de buna dahil ve böyle bir kesintide diğer noktadaki sistemimiz devreye giriyor ve kullanıcılarımız kesintisiz hizmet almaya devam ediyor. Çözüm ortağımız ComPro ile gerçekleştirdiğimiz tasarım da bu yapı üzerine oturdu.
Bu projede IBM ile çalışmaya nasıl karar verdiniz ve nasıl bir çözüm geliştirdiniz?
İBRAHİM TÜRK: Biz önce kendi içimizde nelerin yapılması gerektiğine dair 1 aylık bir tasarım çalışması gerçekleştirdik ve ihtiyaçlarımızı karşılamak için IBM dahil olmak üzere Türkiye’nin iç büyük donanım ve çözüm üreticisi ile görüştük. Bu firmalarla ve çözüm ortaklarıyla elimizdeki tasarımı paylaştık ve bu tasarımı nasıl geliştirebileceğimizi tartıştık. Bu aşamada IBM’in çözümü öne çıktı ve aramızda bir fikir birliği oluştu. Zaten bu proje öncesinde de IBM’in Intel tabanlı sunucularıyla çalışıyorduk ve bu sunucuların desteğini ComPro’dan alıyorduk. Onlardan bize gelen geri beslemeleri değerlendirerek daha iyi bir tasarım çalışması gerçekleştirdik. Bu tasarımı yaparken sanallaştırmaya da girmiştik; IBM ve ComPro’dan gelen daha detaylı teknik bilgilerle sanallaştırmayı başka bir yerde yapmayı, terminal sunucularımızı ise fiziksel olarak IBM BladeCenter sunucuları üzerinde çalıştırmayı uygun gördük. Bu çerçevede IBM’den gelen geri beslemelerle BladeCenter’ımızı nasıl tasarlayacağımızı, ComPro’dan gelen geri beslemelerle depolama tarafında neler yapacağımızı – özellikle felaketten kurtarma sisteminde mevcut bant genişliğiyle veriyi nasıl aktaracağımızı – konuştuk. Bu süreç de yaklaşık 2.5 ayı buldu. Ardından satın alma ve kurulum sürecine geçtik.
HAKAN YILDIZ: Coca-Cola İçecek Bilgi Sistemleri Grubu tasarım çalışmasını çok iyi yapmıştı; ihtiyaçlarını çok iyi şekilde belirleyerek yazıya dökmüştü. Biz bu ihtiyaçları okuduktan sonra kendi tecrübelerimizle katabileceğimiz ne varsa katmaya çalıştık. IBM ürünleri ile hem istenileni hem de daha iyisini nasıl yapabileceğimizi belirlemek için kendi Depolama ve Intel tabanlı sunucu ekiplerimizle bir tasarım çalışması yaptık. Başta sadece sanallaştırma olarak yola çıkılmıştı ama daha sonra optimum çözümün bazı sunucuların fiziksel konsolidasyonunda – özellikle Blade sunucular üzerinde bunu düşündük - bazılarının da VMware gibi sanal bir ortamda konsolidasyonunda olduğuna karar verdik. Burada öncelikli hedef hem verimliliği artırmak, hem de sürekliliği sağlayabilmekti. Felaketten kurtarma tarafında ise sürekliliğini sağlayabilecek bir çözümü geliştirmeye çalıştık. Yedeklemeyi (redundancy) özellikle ön planda tuttuk: İki BladeCenter koyarak Blade sistemlerin birbirini yedeklemesini sağladık; yedek (spare) Blade sunucular koyarak gerektiğinde bozulan bir Blade sunucunun hemen yerine geçebilmesi için gerekli konfigürasyonları yaptık. Bunun yanında, özellikle depolama tarafında ürün seçimini yaparken geçmiş dönemlerde dinamizmi etkileyen bazı eksik özellikleri tamamlamak istedik. Burada da IBM’in pek çok depolama çözümü içerisinden N Series ürünlerinden N6040 modeline karar verdik. Hem performans değerleri, hem de büyüyebilirliği ile ilgili kriterlerimiz, bizi yeni duyurulmuş olan bu modele götürdü ve oldukça da başarılı bir sonuç elde ettik.
Bu depolama çözümü Coca-Cola İçecek’e ne gibi avantajlar sağladı?
HAKAN YILDIZ: Bu projede özellikle N Series’in sağlamış olduğu yazılım avantajlarını kullanmaya çalıştık. Örneğin “Thin Provisioning” diyebileceğimiz bir özellikten yararlandık. Normalde sunucuları kurarken her birine 50-100 GB işletim kapasitesi ayırmak zorundasınızdır ve sunucu sayısı ile çarptığınızda bu ciddi bir kapasite eder. N Series sistemlerde ise sadece 100 GB verilmiş gibi gösterip, sistem ne kadarına ihtiyaç duyarsa, o kadarını fiziksel olarak kullandırtıyorsunuz. Bu bizim için bir avantaj oldu. 10 sunucuda 1 TB disk kapasitesi kullanmak yerine, ölçümlerimize göre 500 GB mertebesinde bir kapasite kullanarak 500 GB alandan tasarruf etmiş olduk. Bunu aynı zamanda veri alanları için de yaptık. Bugün dosya sunucularına 2 TB alan ayırıyoruz ancak tamamı kullanılmıyor, atıl bir şekilde duruyor. Biz bu kapasiteyi fiziksel değil mantıksal (logic) olarak verdik, fiziksel olarak da doldurdukça kapasiteden kullanmasını düşündük. Ayrıca SAN’den boot etmeyi düşündük. Böylece herhangi bir sunucuda sorun olduğunda bu sunucunun işletim sistemi diskini otomatik olarak başka bir sunucuya atayarak, o sunucunun kendiliğinden ayağa kalkmasını sağladık. Bundan sonraki süreç içinse, herhangi bir sunucunun diskini, herhangi bir yedekleme/geri alma olmadan çok kolay büyütebilecek ortamları da oluşturduk. Coca-Cola İçecek’in özellikle üzerinde durduğu gereksinimlerinden biri buydu ve bu süreç içinde bu ihtiyacı da karşılamış olduk.
Bu projede özellikle N Series’in sağlamış olduğu yazılım avantajlarını kullanmaya çalıştık. En başta “Thin Provisioning” özelliğinden yararlandık. Normalde sunucuları kurarken her birine işletim sistemi ve uygulama kurulumları için 50-100 GB kapasiteler ayrılmaktadır ve sunucu sayısı ile çarptığınızda bu ciddi bir kapasite eder. Ancak bu kapasiteler hiçbir zaman tam olarak kullanılmaz. N Series sistemlerde ise sadece 100 GB verilmiş gibi gösterip, sistem ne kadarına ihtiyaç duyarsa, o kadarını fiziksel olarak kullandırtıyorsunuz. Bu bizim için bir avantaj oldu. Tüm sunuculara bu amaçla toplam olarak 2.4 TB’lık bir kapasite atadık. Bu kapasitenin disk sistemi üzerindeki fiziksel karşılığı ise sadece 750 GB oldu. Kapasiteden ciddi bir tasarruf etmiş olduk. Bunu aynı zamanda veri alanları için de yaptık. Bugün dosya sunucularına 2 TB alan ayırıyoruz ancak tamamı kullanılmıyor, atıl bir şekilde duruyor. Biz bu kapasiteyi fiziksel değil mantıksal (logic) olarak verdik, fiziksel olarak da doldurdukça kapasiteden kullanmasını düşündük. Ayrıca recovery işlemlerini kolaylaştırmak ve dinamik bir yapı oluşturabilmek için SAN’den boot etmeyi düşündük. Böylece herhangi bir sunucuda sorun olduğunda bu sunucunun işletim sistemi diskini otomatik olarak başka bir sunucuya atayarak, o sunucunun kendiliğinden ayağa kalkmasını sağladık. Bundan sonraki süreç içinse, herhangi bir sunucunun diskini, herhangi bir yedekleme/geri alma olmadan çok kolay büyütebilecek ortamları da oluşturduk. Coca-Cola İçecek’in özellikle üzerinde durduğu gereksinimlerinden biri buydu ve bu süreç içinde bu ihtiyacı da karşılamış olduk.
Bunun yanında olağanüstü durumlarda kullanılmak üzere, Ankara’ya ikinci bir N Series sistem koyduk ve her iki sistem arasında Snapmirror özelliğini kullanarak veri replikasyonu yapmaya başladık.
BladeCenter tarafında IBM’in hangi ürünlerini konumlandırdınız ve nasıl bir BladeCenter yapısı oluşturdunuz?
CİHAN BAŞMARA: Coca-Cola İçecek merkezinde daha önce rack tipi sunucular bulunuyordu. Konsolidasyonun bir parçası da fiziksel konsolidasyon olduğu için Coca-Cola İçecek Bilgi Sistemleri Grubu IBM’in Blade teknolojilerine yöneldi. Bu noktada da IBM BladeCenter H serisi şaselerin içinde BladeCenter HS21 XM sunucuları konumlandırdık. BladeCenter’ların fiziksel olarak da rack içerisinde kapladığı alan ve rack içerisinde büyüyebilir olma özellikleri fiziksel konsolidasyon açısından avantaj sağladı. Merkezde yaklaşık 19 Blade sunucu ve üç ayrı şase kullandık. Blade sunucuların bu üç şaseye dağıtımını yaptıktan sonra Dosya Sunucusu ve Lotus Domino tarafında kümeleme (clustering) yaparak herhangi bir sorun karşısında sürekliliği sağlayacak şekilde konfigürasyonlarını gerçekleştirdik. BladeCenter içerisinde Network Switch’lerinin ve SAN Storage Switch’lerinin yedekli olarak konfigürasyonları yapıldı. Dolayısıyla herhangi birinde problem olduğu takdirde sistem diğeri üzerinden çalışmaya devam edecek ve herhangi bir kesintiye uğramadan kullanıcılara hizmet verebilecek durumda. Bu noktada sistemin SAN üzerinden boot etmesinin avantajından yararlandık. BladeCenter ile gelen IBM Systems Director ve konfigüre ettiğimiz Open Fabric Manager yönetim birimini kullanarak, terminal sunucularından ya da dosya sunucularından herhangi birinde bir problem olduğu takdirde, yedekte duran bir sunucunun o rolü devralması için gerekli konfigürasyonu yaptık.
Bu sistem Coca-Cola İçecek’te kaç kullanıcıya hizmet veriyor?
GÖKHAN KIPÇAK: Dudullu’daki merkezimizde yaklaşık 300 kullanıcı, toplamda 1000 civarında kullanıcı bulunuyor. Terminal sunucu çok aktif olarak kullanılıyor ve “power user” diyebileceğimiz ileri seviye kullanıcılarımızın sayısı oldukça fazla. BladeCenter içerisindeki yaklaşık 10 sunucu terminal sunucu olarak hizmet veriyor. Aynı şekilde Lotus Notes üzerinden ofis uygulamaları yoğun şekilde kullanılıyor. Bazı özel uygulamalar da yine terminal sunucu üzerinden kullanılıyor.
IBM BladeCenter sunucuları ve depolama çözümleri ile gerçekleştirdiğiniz bu projeden ne gibi faydalar elde ettiniz?
GÖKHAN KIPÇAK: Biz Coca-Cola içecek olarak her yıl kendimizi hem belirli performans göstergelerine göre kıyaslıyoruz, hem de Coca-Cola şişeleyicileri arasında yaptığımız bir benchmark çalışmasıyla kilit performans göstergelerine göre değerlendirme yapıyoruz . Bu göstergelerden biri BT harcamalarının şirket hasılasına oranı. Altyapı hizmetlerimizin, destek hizmetlerimizin ve diğer tüm BT yatırımlarımızın bu kıyaslamalara belirli bir oranda etki ediyor. Konsolidasyon projemizin adımların bu oranlara çok ciddi yansımasını gördük. Bu proje hem sunucu yönetiminde bize esneklik kazandırdı, hem de tasarruf sağladı; sunucularımızı yönetebilirliğimiz artarken atıl kapasiteleri de değerlendirebilir hale geldik. Bu atıl kapasiteleri bir havuzda toplayarak ciddi bir kapasite avantajı elde ettik. Tasarruf ettiğimiz kapasitenin kaynak maliyetini de üzerine eklerseniz, doğrusal değil geometrik olarak artan bir fayda söz konusu. 2009’da dünyanın ekonomik duruma da bakacak olursanız, bu maliyet avantajları da çok büyük bir artı değere sahip. İş faydaları açısından ele aldığımızda ise, BT Grubu olarak verdiğimiz hizmetin kalitesini artırdık. Örneğin biz terminal sunucularını pek çok şirketten çok daha geniş bir kapsamda kullanıyoruz; terminal sunucuların verimsiz çalışması kullanıcılarımızın da verimsiz çalışması anlamına geliyor. Personel masrafları bir şirketin en büyük masraf kalemidir ve bu en büyük kalemdeki %10’luk bir verim kaybı şirketinize çok büyük zarar verir. Bu sistemin bir diğer avantajı ise bize etkin bir felaketten kurtarma çözümü sağlaması oldu. Çalışan verimliliği söz konusu olduğunda terminal sunucuları en kritik uygulamalardan biridir; dolayısıyla sürekli yedeklenmeleri önemlidir. İki merkezde yedekli bir yapı kurarak iş sürekliliğimizi de iyileştirmiş olduk ve bu da verimliliğe doğrudan bir katkı anlamına geliyor. Ayrıca bugün faaliyet alanımız 10 ülkeye çıkarken ve çalışanlarımızın sayısı artarken daha büyük ölçekli ve daha ölçeği ayarlanabilen bir yapıya doğru gitmemiz gerekiyordu. Yeni kurduğumuz sistemde altyapımızın ölçeğini çok daha hızlı bir şekilde büyütebiliyoruz. En büyük beklentimiz verdiğimiz hizmetin kalitesini artırırken maliyet avantajı yakalamak ve kurduğumuz altyapıyla çalışanlarımızın verimliliğini artırmaktı. Bu beklentilerimiz karşılandı.
HAKAN YILDIZ: Coca-Cola İçecek, bütün uluslararası firmalar gibi teknolojiden faydalanmasını çok iyi bilen ve kendisine faydalı olacak projelere yatırım yapmaktan kaçınmayan bir firma. Uzunca bir dönem tüm sistemlerini kendi bünyesinde barındırdı, birkaç yıl önce bir kısmını IBM’e outsource etti. Coca-Cola İçecek’İn IBM’de barındırdığı sistemlerin ve bugün gerçekleştirdiğimiz projenin gösterdiklerine bakacak olursak, Coca-Cola İçecek kendini sürekli güncel tutmaya çalışıyor ve kullanıcılarına sunduğu hizmet kalitesini sürekli yukarıda tutabilmek amacıyla sistemlerini sürekli yeniliyor. Donanımda olduğu gibi yazılımda da benzer bir prosedür izliyor. Bu yaklaşımla BT departmanındaki personel sayısının çok fazla artırmasına gerek kalmıyor; çok daha iyi yazılımlar, altyapıdaki donanım sayesinde daha az personelle daha etkin şekilde kullanabiliyor. Coca-Cola İçecek, bütün uluslararası firmalar gibi teknolojiden faydalanmasını çok iyi bilen ve kendisine faydalı olacak projelere yatırım yapmaktan kaçınmayan bir firma. Uzunca bir dönem tüm sistemlerini kendi bünyesinde barındırdı, birkaç yıl önce bir kısmını IBM’e outsource etti. Coca-Cola İçecek’in IBM’de barındırdığı sistemlerin ve bugün gerçekleştirdiğimiz projenin gösterdiklerine bakacak olursak, Coca-Cola İçecek kendini sürekli güncel tutmaya çalışıyor ve kullanıcılarına sunduğu hizmet kalitesini sürekli yukarıda tutabilmek amacıyla sistemlerini sürekli yeniliyor. Donanımda olduğu gibi yazılımda da benzer bir prosedür izliyor. Bu yaklaşımla BT departmanındaki personel sayısının çok fazla artırmasına gerek kalmıyor; kullanılan güçlü yönetim yazılımları ile tüm IT ortamı daha az personelle daha etkin şekilde yönetilebiliyor.
Coca-Cola İçecek BT altyapısında ve projelerinde ağırlıklı olarak IBM teknolojilerini tercih ediyor. Bu tercihin nedenlerinden ve IBM ve ComPro ile ilişkilerinizden bahseder misiniz?
GÖKHAN KIPÇAK: Biz bir yatırım yaptığımızda bu yatırıma bir paket olarak bakıyoruz. IBM gerek sistem maliyetleri, gerek yönetim avantajlarıyla diğer firmalardan daha üstün seçenekler sunuyor. Bu nedenle gerek IBM gerek ComPro ile uzun soluklu olarak çalışıyoruz. ComPro ile işbirliğimiz 10 seneyi buldu, IBM ile işbirliğimiz daha da öncesine dayanıyor. Biz talepkâr yapıya sahip bir şirketiz; memnun olmadığımız bir işte bırakın 10 seneyi, 1 yıl bile kalmayız. Bugüne dek ComPro’dan aldığımız hizmetlerden gerçekten memnunuz.
COCA-COLA İÇECEK
HAKKINDA
İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'nda işlem gören Coca-Cola İçecek A.Ş’nin (CCİ) vizyonu Güney Avrasya (Türkiye, Kafkaslar, Orta Asya) ve Orta Doğu'yu kapsayan bir coğrafyada faaliyet gösteren ve Coca-Cola sisteminin önde gelen şişeleyicilerinden biri olmak. CCİ’nin faaliyeti esas olarak The Coca-Cola Company (TCCC) markalarından oluşan gazlı ve gazsız alkolsüz içeceklerin Türkiye, Kazakistan, Azerbaycan, Ürdün ve Kırgızistan’da üretim, satış ve dağıtımından oluşuyor. Ayrıca CCİ’nin Türkmenistan’daki Coca-Cola şişeleme şirketi Türkmenistan Coca-Cola Bottlers Ltd.’de de % 33,3 payı bulunuyor. CCİ, Pakistan, Irak ve Suriye'deki TCCC'nin markalarının dağıtım haklarına sahip olan ortaklıklardaki payları sayesinde ileride Pakistan, Irak ve Suriye'de de tek şişeleyici olma opsiyonuna sahip. CCİ, Gazlı İçecek ve giderek genişleyen bir Gazsız İçecek (aralarında meyve suları, sular, sporcu içecekleri ve buzlu çay gibi ürünlerin bulunduğu bir kategori) ailesi de dâhil olmak üzere, belirli pazarlara zengin bir içecek yelpazesi sunuyor. Coca-Cola, Coca-Cola light, Fanta ve Sprite pazarlarının tümünde sattığı başlıca markalar. www.cci.com.tr
COMPRO
HAKKINDA
Kurumsal bilgi teknolojileri faaliyetlerine 1998 yılında adım atan ComPro, bu alanda danışmanlık, çözüm ve destek hizmetleri sağlamak amacıyla kuruldu. Türkiye’nin en hızlı büyüyen 50 teknoloji firması içerisinde yer alan ComPro’nun faaliyetleri arasında proje tasarımı, kurulum, güncelleme, konfigürasyon, bakım, destek, performans ayarlama, yönetim danışmanlığı, güvenlik ve olağanüstü durum planlama hizmetleri bulunuyor. Bir IBM Premier Business Partner olan ComPro, IBM pSeries, xSeries, depolama ve yazılım çözümleri konusunda uzman bir bilişim şirketi. www.compro.com.tr
“Bu proje hem sunucu yönetiminde bize esneklik kazandırdı, hem de tasarruf sağladı. Sunucularımızı yönetim becerilerimiz artarken, atıl kapasiteleri de değerlendirebilir hale geldik. Ayrıca BT ekibi olarak verdiğimiz hizmetin kalitesini artırırken işgücünden de tasarruf edebildik.”
GÖKHAN KIPÇAK
Bilgi Sistemleri Grup Direktörü / Coca-Cola İçecek
