İş sürekliliği projesiyle hangi iş ihtiyaçlarına yanıt vermeyi hedeflediniz?
ÖZGÜR ÇETİNOĞLU: 2006 yılında, şirketimizin iş sürekliliğini sağlayabilecek altyapıyı oluşturabilmek için bir proje başlatmaya karar verdik. Yabancı literatürde, 'business continuity-iş sürekliliği" ve "disaster recovery-olağanüstü durum telafisi" olarak geçen iki kavram genellikle karıştırılıyor. Disaster recovery; "Bir felaket olduktan sonra en fazla bir hafta içi gibi kısa bir zamanda nasıl toparlarım, mali verilerime, kayıtlarıma nasıl ulaşırım?" sorusunun en iyi yanıtını vermeye çabalar. Oysa iş sürekliliği; afet, deprem gibi olağanüstü durumları dışarıda bırakan bir yaklaşımdır. Hedef; afet dışındaki durumlarda işlerinizi sıfır kesinti ile sürdürebilmeniz için gerekli altyapının kurulmasıdır ve bir iş yaklaşımıdır. Bizim Beko Elektronik'te zaten bir disaster recovery yaklaşımımız var. SAP sistemimiz Ankara'da anlık olarak yedekleniyor. Ancak bu sistem, iş sürekliliği anlamında bir çözüm değil. Örneğin sistem odası yandığında, bu genel bir felaket olmayacağı için iş sürekliliğimiz kesintiye uğrayacaktır. İşte bu bakıştan yola çıkarak iş sürekliliği projemizi başlattık.
İş sürekliliğinin ideal yaklaşımı nedir?
ÖZGÜR ÇETİNOĞLU: Buradaki yaklaşım, bir sistem odasında üretilen verilerin anlık olarak diğer sistem odasına da yedeklenmesidir. Kritik olarak adlandırdığımız, işlerin durmasına neden olabilecek uygulamaların çalıştığı sunucularda olabilecek bir arıza durumunda, diğer sistem odasında kimsenin müdahalesi olmadan, otomatik olarak sistemin ayağa kalkmasını sağlamayı hedefledik. Bütün bunlar olurken de kullanıcıların ya da banttaki işçilerin bunu hissetmemesi gerekiyordu. Bu vizyonu hayata geçirmek için detaylı bir inceleme yaptık ve bu vizyonun gerçekleştirilmesinin çok maliyetli olduğunu gördük. Ayağa kaldırma süresinin hissedilmemesinden, 15 dakika sonra ayağa kalkması noktasına geldiğinizde maliyetler çok ciddi şekilde düşüyordu.
Siz proje sürecinde ilk olarak hangi adımları attınız?
ÖZGÜR ÇETİNOĞLU: Öncelikle yaklaşık 700 metre ötedeki diğer binamızda ikinci bir sistem odası yaptık. İki sistem odası arasında, IBM'den aldığımız iki farklı Total Storage sistemini konuşlandırdık. Birinde IBM Total Storage DS 4800, diğerinde IBM Total Storage DS 4300 kullanıldı. Kritik olan veri tabanı sunucularımızı, ikinci sistem odasındaki sunuculara yedekledik. Ayrıca bir ilk gerçekleştirerek iş sürekliliği uygulamamızı bir sanal sunucu üzerinde konuşlandırdık. IBM uzmanlarının danışmanlığı ve IBM teknolojileriyle bir sanal sunucu cluster'ı meydana getirdik. Böylece tek bir makine içinde sanal olarak 16 makine çalıştırmış olduk. Böylece ilk yatırım maliyeti çok ciddi olarak aşağıya çekildi. Herhangi bir sunucu devre dışı kaldığı zaman, sanal sunuculardan bir tanesi devreye giriyor.
İstediğiniz kadar sanal sunucu tanımlayabiliyorsunuz. Böyle bir projeyi, aynı sayıda sunucu almaya gerek kalmadan, çok kuvvetli bir tane sunucu alarak, altına IBM'in depolama ünitelerini yerleştirerek gerçekleştirebiliyorsunuz. İki depolama ünitesi birbirlerini replike ediyorlar. Böylece asıl sistem odasındaki fiziksel sunucular, diğer adadaki 16 sanal sunucuyla replikasyon yapıyorlar. Türkiye'de, bu anlamda bir ilk gerçekleştirdiğimize inanıyorum. Biz vizyonumuzu bu sayede çok iyi bir maliyet avantajıyla hayata geçirdik.
Maliyet dışında hangi avantajları elde etmiş oldunuz?
ÖZGÜR ÇETİNOĞLU: Öncelikle verilerimizi IBM'den gelen büyük disk sistemlerinin üzerine konuşlandırarak, çok daha güvenli, tek noktadan yönetilen, arıza çıkarmayan büyük sistemlere geçirdik. Bu veriler, anlık olarak mirroring özelliği ile 700 metre öteye taşınıyor. Herhangi bir şey olursa, biz diğer tarafta sistemi tüm kritik uygulamalarla devreye alabiliyoruz. Kritik olmayan uygulamalarda da ilerleme kaydettik. Örneğin, şirket içinde kullandığımız, web uygulamalarının çalıştığı bir sunucumuz vardı. Bunu da sanal sunucuya yedekledik. Asıl sistem odasındaki web uygulamaları durduğu anda diğer web server üzerinden şirket içi web uygulamaları devam edebiliyor. Şu anda da diğer kritik olmayan uygulamaları yavaş yavaş devreye alıyoruz. Böylece tüm sunucular sırasıyla yedeklenir olacak.
Tivoli yazılımlarını nasıl konuşlandırdınız?
ÖZGÜR ÇETİNOĞLU: IBM'in Tivoli Storage Manager ve Tivoli Backup Manager yazılımlarını zaten kullanıyorduk. Aynı şekilde o yazılımlarla beraber sözünü ettiğim replikasyonları da yedeklemeyi sağlıyoruz. Burada çok büyük bir IBM Backup ünitesi var ve bütün bu donanım ve yazılımlar yine IBM'in sağlamış olduğu Tivoli üzerinde, el değmeden, otomatik olarak bir robot tarafından yönetiliyor. Arkadaşlarımız sadece sabahları o saatte değişecek olan kasetleri değiştiriyorlar, bir de loglara bakıyorlar. Hiç kimsenin manuel müdahalesi olmadan sistem kendi kendinin yedeğini alıyor ve "bunları da bu sabah alacaksın" diyerek sizin önünüze koyuyor. Çok akıllı bir sistem.
Bu sistemi rakipleriyle karşılaştırma fırsatı buldunuz mu? IBM teknolojileri ve uzmanlığıyla ilgili memnuniyetinizi nasıl değerlendiriyorsunuz?
ÖZGÜR ÇETİNOĞLU: Aslında söz konusu sistemin tek bir rakibi vardı ve incelediğimizde bir veritabanı altyapısı kullanmadığını gördük. IBM DB2 veritabanı Tivoli içinde gömülü olarak geliyor. Bu anlayışa sahip tek sistem IBM'indi. Diğer rakibin kasetlere ulaşma sistemi farklıydı ve o sistemde bir bozulma olduğunda kasetler de anlamını yitirecekti. IBM, yedeğini aldığınızın bilgileri veri tabanında tutuyor ve yedekleme kasetleriniz o veritabanıyla bir anlam taşıyor. Bu konuda en önemli kriter budur ama nedense göz ardı edilebiliyor. Biz bu teknolojiyi sunabilen başka teknoloji üreticisi göremedik.
IBM Total Storage ve Tivoli ailesinin yüksek kaliteye sahip ürünleri, kurumlara iş sürekliliği anlamında büyük faydalar sağlayacak teknolojik özelliklerle donatılmış olarak geliyor. Söz konusu ürün kalitesinin yanı sıra, IBM uzmanlarının projelerimizde büyük bir adanmışlıkla çalıştıklarını görmekten de büyük memnuniyet duyduk.
|