|
| |
İş Bankası
“Açık sistemler kullanıcıyı özgür kılıyor”
Teknolojik bir dönüşüm sürecinden geçen Türkiye İş Bankası, şube alt yapısını ileri teknolojilerle yenilerken, IBM Websphere ve Java teknolojilerinden yararlandı. Türkiye İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Kadir Akgöz ile açık standartlara uygun olarak yenilenen şube altyapısı üzerine görüştük...
Türkiye İş Bankası, teknolojik bir dönüşüm süreci çerçevesinde şube altyapısını ileri teknolojilerle yeniledi. Bu projenin kendilerini geleceğe taşıyacak ve yeni ihtiyaçlarına uyum sağlayabilecek bir şube altyapısı ihtiyacından kaynaklandığını belirten Türkiye İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Kadir Akgöz, teknoloji seçerken açıklık ve açık standartlara uygunluk arayışından yola çıktıklarını belirtiyor. Müşteri odaklı bir anlayışa sahip olan Türkiye İş Bankası, bu anlayışı destekleyebilmek için ortaya çıkacak her türlü ihtiyaca yanıt verebilmek için şube altyapısını hazır hale getirmiş bulunuyor. Yeni şube altyapısı, IBM WebSphere ve java teknolojilerinden güç alıyor.
|
| |

IBM SOFTWARE: Kadir Bey, şube altyapınızı çok kısa bir sürede sizi geleceğe taşıyacağına inandığınız teknolojilerle yenilediniz. Bu yenileme öncesindeki yapı nasıldı?
KADİR AKGÖZ: İlk yapımızda şube uygulamamız ‘ctree’ ile yazılmış bir DOS uygulaması üzerinde çalışıyordu ve hareketler (transaction) karakter tabanlı ekranlar üzerinden yürütülüyordu. Artık şube uygulamalarımızın tamamen yeni bir BT platformu üzerinde çalışması gerektiği gerçeğinden yola çıktık. Türkiye İş Bankası 850 şubesiyle Türkiye’nin önde gelen bankalarından biri ve müşterilerimize yeni hizmetlerimizi, müşteriyi merkeze alan anlayışımızı sunabilmemiz için bizi özgür kılacak, istediklerimizi yapmamıza izin verecek yeni teknolojilerden güç almalıydık. Bu nedenle bizi geleceğe taşıyabilecek bir yapıyı hayata geçirmek için arayışa girdik.
Şube altyapısını değiştirmek zorlu bir süreçtir. Özellikle 850 şube söz konusu olduğunda. Ne kadarlık bir süre biçtiniz bu dönüşüm için?
Dediğiniz gibi 850 şubeyi hafta sonu ve bayram tatillerinde dönüştürüp, bir de yeni altyapıya uyum sağlamaları için şube çalışanlarınıza eğitimler vermek ve bu dönüşümü müşterinize hiç hissettirmeden, işlerinizi aksatmadan devam etmek çok zor. Biz hem şubelerdeki kullanıcılarımızı yeni sisteme çok çabuk adapte etmek zorundaydık hem de bu geçişi çok kısa bir sürede tamamlamalıydık. Çalışanlarımız karakter tabanlı ekranlarda fare kullanmadan iş yapmaya alışmıştı. Kullandıkları bu yeni cihazlara çok çabuk alışmaları sağlanabilirdi. Ama aynı zamanda uygulamaların kullanımını çok değiştiremezdik. Alışık oldukları kullanıma devam etmeleri için uygulamaların yeni sisteme pek bir değişiklik yapmadan geçirilmesi gerekiyordu. Üstelik yeni sisteme aktarılması gereken 800 civarı transaction söz konusuydu.
Peki hangi teknolojinin seçileceğine nasıl karar verdiniz?
IBM ile WebSphere ve Java platformu üzerinde görüştük ve bazı testler yaptık. Bu sırada diğer platformlar üzerinde geliştirilmiş bazı hazır uygulamaları inceledik. Ancak hazır uygulamaların bize çok uygun olmadığını, özelleştirilmesi gerektiğini, bize istediğimiz serbestliği vermeyeceğini düşündük. Sonunda da hem bize hızlı bir geçişi sağlayacak, hem de ileriye açık, esnek bir yapı sunacak IBM WebSphere ve ona bağlı olarak bankacılık uygulama geliştirme altyapısı IBM WebSphere Business Transformation Toolkit’i (WSBTT) kullanmaya karar verdik. Böylece istediğimiz gibi özelleştirme yapabileceğimiz temel bir altyapıya geçecektik. Bu kararı 2002 yılının Kasım ayında verdik.
Bu kararınızda sizi yönlendiren süre ve işin aksamaması gibi kaygılarınızdan biraz bahsettiniz. Bunları açabilir miyiz?
Bizi geleceğe taşıyacak yeni bir şube altyapısına geçişte şöyle kaygılarımız vardı. Birincisi şubelerin hepsini aynı zamanda geçirme şansımız yoktu, mainframe üzerindeki uygulamada herhangi bir değişiklik yapılmaması gerekiyordu. Yani iki tane mainframe uygulaması, iki tane şube uygulaması değiştirmemiz durumunda bunun yönetimi çok zor olacaktı. Hem makine ve yazılımı değiştirmek, hem insanları eğitmek hafta sonlarında çözülecek bir mesele değildi. Bir şubenin eski uygulamalarla çalışırken, yeni uygulamayla da aynı şekilde çalışabilmesi lazımdı. Yine şubeler arasında yeni ile eski farkı olmamasını sağlamalıydık. Tüm şubelerde aynı anda geçmek zorunda olmamalıydık. Diğer bir sıkıntımız, data hatlarının süratlerinde yaşanan problemlerdi. Dolayısıyla yeni uygulamanın iletişime çok fazla yük getirmeden çalışabilmesi gerekiyordu. Bununla birlikte şubelerde kritik bilgi tutan, herhangi bir bozulma durumunda başka işlerin yürümesini engelleyecek fazla sunucu tutmak istemiyorduk. Bu tip bir bozulma olsa bile üzerinde yürütülen işlerin başka bir şubeden başka bir yerden çalışabilmesini sağlayacak bir yapı olsun istiyorduk.
Web teknolojilerinin gelişmesiyle merkezi bir yapıya doğru bir geçiş de söz konusu değil mi?
Terminal ya da iş istasyonu eklemek ya da çıkarmak, yeni bir kullanıcı ilave etmek gibi işlerin merkezi olarak kolayca yapılabilmesini istedik. Eskisinde de şubede bir tane konsantrasyon cihazı gibi üzerinden haberleşmeyi sağlayan bir cihaz vardı. O cihaz bozulunca şubedeki diğer bir makineden onun yedeğini oluşturmak iki üç saati buluyordu, bazen süre daha da fazla uzuyordu. Bu sıkıntıdan kurtulmak istedik. Bir de geçişin ve yeni uygulamanın çok kısa bir zaman içinde devreye alınmasını istedik. Üç ay kadar kısa bir zaman içinde de pilot uygulamayı gerçekleştirdik zaten. Dolayısıyla bütün her şeyi, uygulamaları elle tek tek kodlamak yerine daha mekanik bir dönüştürme peşindeydik. Başlangıçta sadece teknolojiyi yenileyip, uygulamayı hemen hemen aynı şekilde bırakarak çok fazla eğitim vermeden ama marjinal katkılar sağlayarak altyapıyı değiştirmeyi hedefledik. Bütün şubeleri değiştirdikten sonra da yeni olanaklara geçmek için harekete geçecektik. Asıl amaç yeni olanakları, müşteri odaklı yapımızı destekleyecek yeni uygulamaları sağlam bir zemin üzerinde hayata geçirebilmekti. Bu sağlam zemini çok vakit harcamadan, kullanıcılarımızı memnun ederek kurduğumuza inanıyoruz. İnanılmaz bir hız yakaladığımızı da söylemeliyim bu geçişte. Çünkü uygulama ne kadar aynı kalsa bile yeni cihazlar getiriyorsun, platformu değiştiriyorsun, SNA haberleşmeden IP yapısına yani web ortamına geçiyorsun, merkezileştiriyorsun, altyapıda çok önemli değişiklikler olmasına rağmen, fonksiyonaliteyi aynı tutmaya çalışıyorsun... Bütün bunlar için gerçekten çok hızlı bir süreç yaşandı.
WebSphere ve Java standartına geçerken beklentileriniz nelerdi?
Açık sistemden yanaydık. Çünkü belirli bir donanım ya da yazılım ortamına bağlı kalmak istemiyorduk. Ayrıca piyasada denenmiş, kabul görmüş bir standart olmasına önem veriyorduk. Tabi ki başından beri söylediğim gibi hızlı olmasına da... IBM dışında bu isteklerimize uyan çok fazla alternatif göremedik. Diğer alternatifler bizi hem bir ortama bağımlı kılıyordu, hem de harcayacağımız zaman ve emeğin karşılığını gerçekten alacağımız kuşkulu idi. Sunulan bazı şeylerin bize uygulanabilmesinin ne kadar sağlanacağından emin değildik. Daha kısa zaman ve daha esnek bir yapı vaad etmediklerini gördük. Süratli, ucuz ve kolay yönetilebilir olacağına kanaat getirseydik, açık olmayan bir ortam da tercih edilebilirdi belki. Ama ben açık sistem tarafında çok hızlı gelişmeler olacağına inanıyorum. Nitekim biz çok çeşitli donanım ve yazılımlarla çalışıyoruz ve açık bir altyapının elimizdeki tüm kaynakları en iyi şekilde kullanabileceğini biliyoruz. Etrafımıza baktığımızda da açık sistem tarafındaki gelişmelerin çok önemli olduğunu, kullanıcıların bu yönde eğilim gösterdiğini görüyoruz.. Kesinlikle bizim için, yani teknolojiyi kullanan taraf için çok büyük artıları var açık standartların ve açık ortamın. Alternatif ürünleri sorunsuz konuşturabiliyorsunuz, seçme özgürlüğünüz artıyor. Sonuçta da hem kaliteyi hem de ekonomiyi sağlıyor. Artık olması gerektiği gibi kullanıcı odaklı bir yöne gittiğimizi düşünüyorum. Örneğin bir çamaşır makinesi alırken şu deterjanla çalışır mı diye düşünmüyoruz, ya da cep telefonu alırken şununla konuşabilir miyim diye düşünmüyoruz. Açık sistemde de herkesin belli standartları takip etmesi gerekiyor ki acaba bununla konuşur mu, bununla çalışır mı diye düşünmek zorunda kalmayalım. Başka türlü zaten gelişme söz konusu olmaz. Açık sistemde herkesin belli bir katkı verebilmesi, belirli standartlara uyması gerek. Ya da henüz standart olarak tanımlanmamış bir şey yapıyorsanız, herkesin kabul ettiği belirli kurallara uymanız gerek. Java, “altyapı olarak bütün işletim sistemleri ve bütün makinelerde çalışır” standartından hareket ettiği için sizi donanım ve işletim sistemi olarak özgür bırakıyor. Bu da rahatça karşılaştırma olanağı ve güvenilirlik sağlıyor bizlere.
Açık standartlar ve açıklık demişken Linux’a da değinebilir miyiz?
Linux’a biz de önem veriyoruz. Şubelerde Linux’un sunucu olarak değil ama utility anlamında kendimize özel bir versiyonunu derledik. Router olarak kullanılıyor. Yani bizim donanım router’ımız arızalandığı zaman Linux yüklü makinemiz otomatik olarak devreye giriyor. Bizim iki şubemizdeki desktop makinelerin yarısında Linux kullanılıyor. Linux ile ilgili deneyimlerimizden çok memnunuz. Ancak Linux’un kendi ihtiyaçlarınıza göre çok bilinçli olarak düzenlenmesi gerekiyor ki, doğası gereği bunu yapmanıza da izin veriyor. Linux’un yakın gelecekte Türkiye’de de çok yaygınlaşacağını düşünüyorum. Şu an özellikle sunucuların üzerinde kullanmaya çalışıyoruz.
Kadir Bey, şube altyapınıza dönersek, pilot uygulamaya geçiş sürecinizden söz edebilir misiniz?
Pilot uygulamayı başlattığımız şubede önce yarı yarıya geçiş yaptık. Herhangi bir problem oluşursa eski sisteme döndürebilecek şekilde ilerliyorduk. Hareketlerin (transaction) hepsini baştan sona test etmek de çok kolay değil tahmin edebileceğiniz gibi. İlk etapta en çok kulanılan 600 tanesi generate edildi. Geri kalanlarda ufak tefek problemler vardı onlar da gerekli tanımlamalar ve çeşitli birleştirmeler yapmak suretiyle tamamlandı. Önce 400 tane hareketle başlandı, 20 gün içinde bu 600’e çıktı, hemen ardından da tüm hareketler söz konusu pilot şubede tamamlandı. Bunun ardından da yaygınlaşmaya geçildi. Yaygınlaşma için de bir kaç tane pilot seçtik. Kullanıcıların ne kadar zamanda uyum sağladığını tespit ettik. Bir günlük bir eğitim ve bir günlük destek olmak üzere iki günde bu sorunu çözebiliyorduk. Şubedeki yeni ortamı daha fazla destekleyebilmek için Linux ortamında çalışmalar yapıldı. Yazılım dağıtımı ve dosya sunuculara utility gibi ilaveler kolaylıkla yapılabildi. Bunların datasını Linux sunucu üzerinde tuttuk. Yaygınlaşma öncesi bilgilere göre adaptasyon ekiplerini kurduk. En önemli zamanımızı eski konfigürasyonda olmayan tarayıcı ve laser printer ilavelerinde harcadık. Böylece müşteri bilgi formlarının tarayıcıdan okutulması, imzaların dijital olarak taranıp ekrana getirilmesi gibi olanakları hayata geçirebilecektik.
Tüm şubelere yaygınlaşmanız ne zaman bitirildi?
Bütün bunların tüm şubelere yaygınlaşması 2004 Ağustos başında bitti. Oysa bizim planımız 2004 sonuna kadar bunu tamamlamaktı ki planın önünde giderek 6 ay öncesinde işimizi bitirdik. Adaptasyonun kolaylığı, problemsiz bir süreç yaşanması bize çok önemli bir zaman kazandırdı.
Peki bu başarıyı nelere bağlıyorsunuz? Geleceğe yönelik hedefleriniz neler?
Bu başarı iyi bir ekip çalışmasının sonucunda elde edildi. IBM ekibi ile birlikte ne istediğimize odaklanarak iyi bir sinerji oluşturduğumuzu düşünüyorum. Altyapı ile birlikte şubelerdeki tüm bilgisayarlar değişti, hesaplara ait imzalar taranıp sisteme aktarıldı. Bu iki operasyonla birlikte her şubeye bir tane tarayıcı, şubenin büyüklüğüne göre minimum bir tane lazer yazıcı, belirli sayıdaki şubeye de çek okuyucular konuldu. Bunların yanında şubelere güvenlik kamerası yerine web cam uygulaması söz konusu olacak. Elimizdeki yeni yapı bu olanağı bize sağlıyor. Tüm altyapımız artık IP üzerinden çalışır hale geldi. Makinelerin gücü eskisiyle kıyaslanamayacak şekilde artırıldı ve grafik ortama geçildi. Şimdi alt yapı tamamen hazır olduğu için herhangi bir uygulamayı şubeler arasında karmaşa olmadan bütünüyle değiştirme aşamasına geldik. Bundan sonra altyapıyı değerlendirmek ve sağladığı avantajları müşterilerimize bir katkı olarak sunmak mümkün olacak. İşlemlerde çok daha hız kazanılacak. Kuyruk sistemleri müşteriyi tanıyacak ve öncelikleri ayarlayabilir hale gelecek. Artık müşteri odaklı uygulamaları çok daha destekleyen bir yapı oluştu. Değişim bundan sonra hızlanacak çünkü altyapıda bizi tutan hiç bir şey yok. CRM, çağrı merkezi, İnternet bankacılığı gibi farklı ekiplerin ayrı ayrı uygulamalar yazdığı servisler yerine tüm bunları ortak servisler olarak kullanabilmeye yönelik hedeflerimiz var. Bu anlamda mainframe tarafında epeyce ortak kütüphanemiz var ama altyapı olarak farklı platformlar söz konusu. Şimdi elimizdeki altyapı ile bu anlamda standartlar oluşturarak ortak bir yapıya gitmek söz konusu.
Bu değişime kendi iç müşterileriniz olan şube çalışanlarınız nasıl yaklaşıyor?
İç müşterilerimiz zaten değişiklik beklentisi içindeydi ve bu geçişe psikolojik olarak da hazırlardı. Bu nedenle adaptasyonun bu kadar hızlı gerçekleştiğine inanıyorum. Tepe yönetimden, en alttaki kullanıcıya kadar herkes bu değişime inanıyordu. Bunun da başarıda önemi olduğuna inanıyorum.
|
|
|